
(1931-1995)
Şu son günlerde yine sık sık kullanılmağa başlanan bir kelime var: Folklor. Günlük gazetelerden tutunuz da, sanat dergilerine kadar hepsi, folklora ait haberler ve yazılar neşrediyor.
«Uluslararası folklor festivaline iştirak ediyoruz, Folklor ekibimizin başarısı, Erzurum folklor ekibi birinci oldu» gibi başlıklar altında çıkan yazılardan, folklora büyük bir önem verildiği anlaşılıyor.
Gerçekten de böyledir ve folklor, üzerinde ilgi ile durulacak çalışılacak bir konudur.
Folklor, Etimoloji itibariyle İngilizce (Folk=halk) ve (lore=bilgi, bilmek) kelimelerinden terkip edilmiş ve «Halk bilimi» anlamına gelen bir deyimdir. Bu konuya ilk temas eden, Arkeolog William John Thomas oldu. 22 Ağustos 1846’da «Atheneum» dergisinde neşrettiği bir yazı büyük yankılar uyandırdı. Birçok memleketlerde folklor çalışmalarına başlandı.
Bizde bu konu önce, müzik yönünden ele alındı. Değerli musikişinas Rauf Yekta merhum arka arkaya neşrettiği yazılarıyla «Musiki folkloru» konusunu memleketimize yerleştirdi. Ondan üç yıl sonra 1915 de Şair Ziya Gökalp folklor deyimini yabancı bularak önce «Halkıyat» dedi ve bunu da beğenmiyerek «Halk bilgisi, halk budunu» şekline soktu. Fakat bu deyimler fazla tutulmadı ve asıl şekliyle yani folklor olarak dilimize yerleşti.
Folklor, bir halkın inanç ve bağlı olduğu âdetlerin dil yardımı ile hafızasında sakladığı manevi kültür belgelerinin bir toplamıdır. Destanlar, ağıtlar, cönkler, akideler, masallar, efsaneler ve bunlarla birlikte vücut bulan müziklere ait unsurlar folklorun mevzusunu teşkil eder. Ta efsanevi devirlerden başlıyarak geçmiş zamanların, geri hallerin izlerini araştırarak, onların ilkel durumunu, düşünüş tarzını, duyuşunu, anlatma sistemlerini araştırıp meydana çıkarması bakımından folklor etnolojinin en büyük yardımcısıdır.
Bir millete ait mâzideki kültür kıymetlerinin bugüne intikalini sağlayan folklor, yukarda saydığımız konuları araştırmak için etnoloji, etnoğrafya, antropoloji, edebiyat, tarih, musiki, psikoloji, sosyoloji ile yakından ilgili olmakla beraber bunların ilmi hüviyet ve kat’iyetinden uzak bir bilgidir. Zira folklor için konulan metodlar subjektiviteden kurtulamadığı gibi her zaman ve her yerde aynısebepler tahtında aynı neticeye vardıracak ilmi katiyete sahip değildir.
Folklorun ilgili olduğu ilim ve bilimlerle münasebetlerini daha iyi anlatabilmek için şu misalleri verelim. Etnoloji, kavimler bilgisidir. Toplumu ve karakter ira’larını inceler. Fakat bir şahıstan bir kavmin meydana gelmesi hikâyesi ve bunun nesilden nesile intikali folklor konusuna girer. Etnoğrafya, halkın maddi kültürü, giyimi, kuşamı ile meşgul olur. İnci, boncuk, kaftan bu ilmin mevzuudur. Fakat «İncili kaftan» folklora aittir. Antropoloji, insan fizik yapısı, vücut, çatı ve kafatası şekliyle uğraşır. İlk insan tipi, kemik yapısı onun mevzuudur. Ama yedibaşlı ejder, zümrüt anka veya bir dudağı yerde bir dudağı gökteki Arap folklorunun araştıracağı bir masaldır. Edebiyat tarihi, daha çoğu yazılı eser bırakmış sanatçıları yazar. Şair Fuzuli, Baki, Nedim edebiyatın malıdır.
Hazreti Mevlanâ’nın «Mesnevi»sini edebiyat ve tasavvuf kitaplarından takip ederiz. Fakat Hazreti Mevlanâ’nın makberine konduğu sırada babasının sandukasının ayağa kalkması bir folklor malzemesidir. Bu olayın izahını ise tasavvuftan arayıp bulmak folklorcunun vazifesidir. Göktürk devletinin kuruluşu, hayatı ve yıkılışı tarihi ilgilendirir. Ama Orta Asyadan kalkıp göç eden Türklerin, bir vadide yolunu kaybedip yüzyıllarca kalıp çoğaldıkları ve yedi manda derisinden yeri körük yapıp yedi yılda dağı eritip çıkmaları folklor konusudur.
Halbuki bizde daha çoğu halk oyunları ve halk musikisi araştırmaları ve çalışmaları çerçevesinde kalan folklorun asıl mevzuunu teşkil eden konularında kaydedilmiş hiçbir gelişme yoktur. Hatta bu iki ve en yaygın konudaki çalışmalarımız bile yetersizdir. Hele musiki folklorundaki faaliyetimiz, adedi bir kaçı geçmeyen araştırıcılarımızın daha çoğu kendi gayretlerinden ibarettir. 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Arşivi’nin derleme çalışmaları ile başlayan faaliyetlerinden tam bir semere alınmış değildir. Esasen bu çalışmaların mihrak noktası bütün bölgelerden eser derlemekten ibarettir. Oysaki toplanmış bulunan binlerce eserin analizleri, tahlilleri yapılmış ve elde edilen neticeler kütüphanelerimize geçmiş olmalıydı. Klâsik Türk musikisi dediğimiz sanat musikimiz başta Hüseyin Sadettin Arel olmak üzre Rauf Yekta, Dr. Suphi Ezgi gibi âlimlerin himmetleriyle tarih, sistem ve esasları itibariyle etraflıca tetkik edilip kıymetli eserler vücuda getirildiği halde sistem ve ses yapısı itibariyle aynı esasa dayanan halk musikisinin folkloru ilgilendiren tarafları üzerine yazılmış ilmi eserlerden mahrum bulunuyoruz.
Bizde musiki folklorunun öne alınarak, halk melodilerinin madde ve ruhunun keşfedilmesi, folklor çalışmalarımızın en yüklü bir kolu olmalıdır. Aksi takdirde meselâ yedi zamanlı usûllerimizden Devr-i Hindi’nin Bulgarlara ait değil de bize ait olduğunu, ölümünden kısa bir süre önce memleketimize gelip tetkiklerde bulunan Macar musiki folklorunun rönesansçısı büyük besteci Béla Bartók gibi batılılardan öğrenmek zorunda kalacağız.
Şimdiki haliyle satıhta kalan folklor faaliyetinin ciddi bir şekilde ele alınması ve çalışmaların verimli olabilmesi için Folklor Enstitüsü açmakta o kadar geciktik ki kaybedilen zamanın telafisi gün geçtikçe daha da güçleşecektir.
Avni, A. R. (1961, Eylül 14). Müzik Köşesi / Folklor’un manası ve bizde folklor çalışmaları. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç ve yazının yazımını gerçekleştiren Sevgili Ece Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

