Gizli kalmış kıymetler


Ali Rıza Avni


Şeyh Mehmet Nurettin Efendi

1858’de İzmir’de doğmuştur. Şeyh Hafız Halil Efendi‘nin oğludur. İlk tahsilini bitirdikten sonra hususi dersler almış ve İran şairlerinden Câmi‘nin divanını Hoca Fikri Efendi’den okumuştur. 18 yaşında iken Çelebi Sadrettin Efendi tarafından İzmir Mevlevî Derhahı’na şeyh tayin edilmiştir. 

Mezkûr dergâhın Serneyzeni Kâmil Efendizâde Aziz Ersöz‘den aldığım malûmata göre çok iyi ney çalan Nurettin Efendi, şair Tokadîzâde Şekip Bey‘in:

“Esselâm ey azamet perveri lâhut mesir
Haknüma ârif-i esrar-ı ledün hazret-i pir
Cezbi enzar ediyor cephe-i rahşanında 
Daima şaşaa-i feyz-i hüdâvend-i kadir”

beyitleriyle başlayan kasidesini Rast makamında bestelemişse de eserin notası tespit edilmediğinden bilenlerle beraber kaybolup gitmiştir. 

Maruf Neyzen Şeyh Cemâl Efendi’nin ağabeyidir. 1920’de vefat etmiş ve dergâh haziresine defnolunmuştur.

Merhumun, Sayın Aziz Ersöz‘den tesbit edebildiğim yegâne eseri, güftesi de kendisine ait olan Eviç makamında Devr-i Kebîr usûlünde ve tasavvufâne yapılmış bir eserdir.

“Neşvemen-i feyzolan uşşaka bir meyhaneyim
Meclis-i rindân-ı Hakta devreden peymaneyim
Her gören ahvalimi mecnun kıyas eyler fakat
Akli kül edbâbını derk eyleyen divâneyim”

Şeyh Cemâl Efendi

1874’de İzmir’de doğmuştur. Şeyh Hafız Halil Efendi‘nin oğlu ve bundan evvelki yazımda hayatı hakkında bilgi verdiğim İzmir Mevlevîhânesi Şeyhi Mehmet Nurettin Efendi‘nin kardeşidir. 

Musikiye ağabeyinden ney meşk etmekle başlamış ve daha sonra Halepli Salim Efendi‘den ud icrasını öğrenmiştir. İzmir işgal altında iken Selânikli Udi Ahmet, Kemanî İhsan ve Kanunî Fethi Bey‘lerle birlikte meydana getirdikleri musiki cemiyetleriyle muhtelif konserler vermiş, birçok talebelere de musiki teallüm etmiştir. Neyzen Tevfik, Ahmet Yardım, Ziya Esmer gibi musikişinasları yetiştirmiştir. 

1925’de Manisa Kız Lisesi ve Halkevi musiki öğretmenliklerinde bulunmuş, muallim bestekâr İsmail Hakkı Bey‘le beraber çalışmış ve İstanbul Radyosu’nun ilk açılışında Hafız Kemâl, Zeki Çağlarman, bestekâr Sadettin Kaynak ile eserler okumuştur. 

Rakım Hoca ile İzmir’de musiki faaliyetlerinde bulunan Neyzen Şeyh Cemâl Efendi 7 Haziran 1954’de vefat etmiştir. 

Ney ve ud icrasında olduğu kadar eser ibdaında üstâd olan Cemal Efendi‘nin eserlerinden büyük bir kısmının talebeleri tarafından dahi muhafaza edilmediğini esefle kaydetmeden geçemeyeceğim. 

Yakın bir zaman evvel ebediyete intikâl eden bestekârın ancak pek mahdut miktardaki eserini talebeleri nezdinde yaptığım müteaddit müracaatlarla ve bin bir güçlüklerle tespit edebildim. 

Notalarını istinsah ettiğim Acemaşiran, Ferahnâk, Evcârâ, Neveser, Sûzidil, Hicaz ve Uşşak makamlarındaki sazeserlerinin hepsi üstâdane yapılmış parçalardır. 

Merhûmun tesbit edebildiğim tek güfteli eseri aşağıdaki Nihavend makamında ve Sengin Semai usûlündeki şarkıdır. 

Bay Ali Ulvi Erguner‘den aldığım malûmata göre mezkûr şarkının güftesi 1334’te Seydibeşir’de esarette bulunan Şair Ali Rıza Ganiç tarafından yazılmış ve aynı şiir 1337’de Kastamonu Kaya Köyü Nahiye Müdürü Sabri Bey tarafından ayrıca Karcığar makamında ve Curcuna usûlünde bestelenmiştir. 

“Pür girye olan didemi ağlattı nigâhın
Çoktan beridir bâzicesiyim baht-ı siyâhın
Affet güzelim varsa suçum şânına düştüm
Kurbanıyım amma bilemem hangi günâhın”

Kemâlzâde Ali Efendi

Musikimizde, bestekâr, Tanbûrî Ali Efendi ile hem asır olması bakımından tefrik edilmek üzere Büyük Ali Bey veya Kemâlzâde Ali Efendi olarak anılan tanbûrî, neyzen, bestekâr Ali Efendi hakkında; onun talebelerinden olup geçen yıl vefat eden kıymetli üstadım Yakup Baba‘dan (Fadıl ve şair bir zât olan Yakup Yeniçeri, Nâzenin azizlerinden idi ve 104 yaşında iken Hakk’a yürümüştür) ve Edirne’de Sayın Osman Nuri Aksoy‘dan aldığım malûmatı aşağıda arzediyorum.

Ali Efendi, 1256 Hicrî yılında Edirne’de doğmuştur. Noktacı Kasım Efendi Camii İmamı Kemâl Efendi‘nin büyük oğludur. Şeyh Emin Efendi’ye inabe ile ondan icazet almıştır. Edirne Rüsumat Dairesinde bir müddet çalıştıktan sonra, tekye şekline sokulan caminin meşihatine tayin olunmuştur. O sıralarda Evkaf Müdürlüğü’nde çalışan ve bazı tekkelerde zâkirlik yapın İmam Aynî Efendi‘den musiki teallüm etmiştir. 

Lâtif ve müessir bir sesi vardı. Tanbur ve ney icrasında mahir idi. Bulunduğu tekkede verdiği musiki dersleri ile pek kıymetli talebeler yetiştirmiş olan Şeyh Ali Efendi 6 Muharrem 1307 Hicrîde Edirne’de vefat etmiştir.

Güftelerinin hepsi Yunus Emre‘ye ait olmak üzere bestelediği 2 durak ve mütabakisi ilâhî olmak üzere 17 dini eserini Aynî Efendi tarafından yazılan notaları, Yakup Baba tarafından fakire verilmiş olan bestekârın bundan başka Acem makamında Hafîf usûlündeki: 

“Hastayem gamdan helâk oldum bulunmaz çareler
Bâri gelsün hâtırum sorsun benüm gamhâreler
Ağız açsun sine-i sûzânum üzre şevkden
Gül gibi ey lâle-rûh bu dağ-ı âteş pâreler”

Ve güftesi Hayâlî Mehmet Çelebi merhûma ait murabba bestesi Yakup Baba‘nın okuduğu şekle göre tarafımdan notaya alınmıştır. 

Udi Şekip Bey

1884’de İstanbul’da doğmuştur. Eski Hariciye nazırlarından Şekip Paşa‘nın ahfadından Memduh Bey‘in oğludur. Galatasaray Sultanîsi’ni bitirdikten sonra Ticaret ve Sanayi Odası’na intisap ederek 35 yıl burada hizmet etmiştir. 

Musiki ile olan münasebeti Kandilli’de Cemile Sultan’ın oğlu Celâlettin Efendi‘nin yalısında başlamıştır. Büyük ağabeyi Celâlettin Efendi’nin maiyetinde çalıştığından Şekip Bey‘i de çok zamanlar beraberinde yalıya götürdü. Burada tertip olunan fasılları dinleyen Şekip Bey musikiye heves ederek önce piyano ve sonra da ud icrasını öğrendi. 

Leon Hancıyan ve Abdülkadir Töre merhûmlardan amelî ve nazarî dersler alarak bilgisini arttırdı. 

Bilhassa musikimizde çokseslilik mevzuunda ciddî çalışmalar yaparak bu yolda eserler vermek istiyordu. Şekip Bey‘in talebelerinden olan Sayın Nami Duransoy‘dan aldığım bir mektupta bestekârın bu tarzda bazı eserler bestelemiş olduğu fakat notalarının ailesi nezdinde kaldığı bildirilmektedir. 

1938’de vefat ederek Rumeli Hisarı’ndaki kabristana defnedilmiştir. 

Ferahnâk ve Zâvil makamlarındaki iki saz semaisinden başka daha birçok şarkıları da bulunan bestekârın Nihavend makamında Düyek usûlündeki ve şiir Yahya Kemâl Beyatlı merhûma ait mâruf şarkısını güftesi aşağıda arzedilmiştir:

“Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde
Sen nerdesin ey sevgilim yaz günleri nerde
Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde
Sen nerdesin ey sevgili yaz günleri nerde
Akşam güneş artık deniz ufkunda silindi
Hülya gibi yalnız gezinenler köye indi
Ben kaldım uzaklarda günün sisleri dindi
Sen nerdesin ey sevgili yaz günleri nerde
Gönlümle hayalet gibi ben kaldım o yerde”

Dr. Şükrü Şenozan

1874’de İstanbul’da Süleymaniye’de doğmuştur. Kastamonulu Osman Efendi‘nin oğludur. Şehzadebaşı Rüşdiyesi’nde, Mülkiye idaresinde okuduktan sonra Tıbbiyeye girerek buradan mezun olmuş müteakiben Midilli ve Muğla hükûmet tabipliklerinde ve muahharen İzmir Sıhhiye Müdürlüğü’nde uzun seneler hizmette bulunmuştur. 

İzmir’in istirdadından sonra Sıhhiye Vekâleti Hıfzısıhha Şubesi Müdürlüğü’nde ve bilâhare beşinci devre Millet Meclisi Kastamonu Mebusluğunu ifa etmiştir.

Musikiye genç yaşında heves ederek Zekâî Dede‘den, Hafız Ahmet Irsoy ve Santo Şikari Efendi‘lerden istifadeler etmiştir. 

Vefatından bir yıl evvel tanışarak kendisinden Bûselik faslını geçtiğim üstad Osman Şükrü Bey hoş sohbet, çelebi ve rindmeşrep bir zat idi. Nükteleriyle meclisinde bulunanlara hoş saatler geçirir ve hazirûna kendisinin ziyadesiyle müptelâ olduğu içkiden izaz ve ikramda bulunmaktan mahzûz olurdu. 

Mesleki mevzularda ciddî etütler neşretmiştir. Fakat onun iştiharını temin eden bestekârlığıdır. Kendisine verilen bir güfteyi hissiyatına uygun bulduğu taktirde derhal besteleyecek kadar ibda kudreti vardı. 

Adedi az olmakla beraber güzel şarkılar besteleyen Osman Şükrü Bey 7 Temmuz 1954 tarihinde vefat etmiştir.

İzzettin Hümaî Elçioğlu

1876’da İstanbul’da doğmuştur. İlk ve orta tahsilini ikmalden sonra Dahiliye Mektûbî kalemine intisap ile uzun yıllar burada vazife görmüştür. 

Musikiye küçük yaşta heves ederek çalışmaya başlamış ve daha sonra Muallim İsmail Hakkı Bey‘in Musiki-i Osmanî mektebine girerek burada bilgisini arttırmış ve ayrıca ud icrasını da öğrenmiştir. 

Bilhassa dini musiki sahasında kıymetli eserler vermiş olan İzzettin Bey 1950’de vefat etmiştir. 

Bestelemiş olduğu dini eserlere ait bir defter merhûmun ahbabı Üstâd Bestekâr Udi Fehmi Tekçe’nin nezdindedir. 


Avni, A. R. (1963, Nisan-Mayıs). Gizli kalmış kıymetler. Musiki Mecmuası, 182-183: 38-39, 50. 


Desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Hakan Cevher tarafından yayımlandı

Musicologist

Yorum bırakın