Ali Rıza Avni
“Oratoryo” kelimesi yakın bir zaman öncesine kadar bizde pek tanınmayan bir musiki deyimi idi. Hatta musiki ile uğraşanlarımız bile bu formdaki eserlerin azlığı ve ancak konservatuarda örnek olarak icrası sebebiyle gerçek anlamını pek iyi bilmiyorlardı.
Ancak değerli kompozitör Ahmed Adnan Saygun‘un bu isimle bestelediği ve dünya çapında şöhret yapan “Yunus Emre Oratoryosu” ile “Oratoryo” kelimesi yeniden hayat bularak canlanabildi.
Biz, bu yazımızda A. Adnan Saygun‘un “Yunus Emre Oratoryosu” ile bir müzikal form olan “Oratoryo”yu ve bu eserin melodik yapı ve tekniğini inceleyip aradaki tezatın tenkidini yapacak değiliz. Sadece “Oratoryo”nun ne olduğunu tanıtmaya çalışacağız.
“Oratoryo (Oratorio)”, aslında İtalyanca bir kelime (Aziona sacra)nın karşılığı olup bir evin ibadete ayrılan yeri demektir. Bu kelimenin bir musiki kalıbına isim olarak geçmesi şöyle olmuştur.
St. Filipo di Neri adında bir İtalyan papazı 1548’de önce San Giolami ve daha sonra Santa Maria’nın Vallicalla manastırındaki küçük mabetlerde toplantılar yapıyor ve Hıristiyan dininin tarihene, önemine dair konferanslar veriyordu. Bu toplantılar gün geçtikçe daha büyük ilgi topladı. Bir çeşit terbiye verici cemiyet manzarası aldı. Bunu gören ve sezen Papa 13. Gregorie 1575’de Filipo di Neri‘yi “İbadethane toplantılarına (Congregazione dell’oratorio) memur etti. Papa Neri bir süre sonra bu toplantılara musikiye de soktu. Papa XIII. Gregorie‘nin müzikacıbaşısı olan Animuccia‘nın da yardımını istedi. Animuccia toplantılar için “ruhânî hamd ü senalar” (Laudi spirituali) ismi altında bir takım şarkılar yazdı. Bu eserler Hıristiyan dininin tarihine ait parçalardı ve çeşitli resitatifleri, ikileme ve üçlemeleri ihtiva eden koral eserlerdi.
Animuccia‘nın ölümünden sonra yerine meşhur Palestrina (1526-1594) geçti ve aynı yolda yürüyerek yaptığı eserlerle yeni bir şekil (form musical) yarattı.
Böylece önceleri yalnız insan sesleri ile icra olunan ve sazların (hatta org’un bile) eşlik emtediği bir şekil ortaya çıktı. Fakat özellikle Katoliklerin benimsediği bu tip eserlere yavaş yavaş enstrümanların da eşliği başladı.
Klâsik Batı bestecilerine de cazip gelen “Oratoryo”da hatırı sayılır şu eserler var: Haendel’in 32 adet parçası, Schumann‘ın “Cennet ve Huri” (pek dinsel sayılmaz), Niels Gade‘nin “Haçlılar”, Brahms‘ın “Kader Şarkısı” Arthum Honegger‘in “Kral Davut” Igor Stravinski‘nin “L’oedipus-Rex”i v.s.
“Oratoryo” vesilesiyle hatırıma gelen bir espriyi kaydetmeden geçemiyeceğim. Şair Yahya Kemal merhum, A. Adnan Saygun‘un “Yunus Emre Oratoryosu”nu dinledikten sonra:
– Demek ki, papalık bize teravih namazı kıldırmak için Roma’dan bir kardinal göndermiş…
Avni, A. R. (1962, Mayıs 3). Musiki / Oratoryo. Yeni Asır, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç sonsuz teşekkürler…

