4000 yıllık bir eser ve bestekâr Itrî


Ali Rıza Avni


Türk musikisinin, musiki tarihine başlangıç teşkil edecek kadar eski ve şerefli bir mazisi bulunduğunu bu sütunda intişar eden yazılarımızda zaman zaman belirtmekteyiz. Musiki tarihi ile uğraşmayanlar belki de bu sözümüzü yadırgamış ve hatta gülmüşlerdir. Öyle ya bugün maşerî bir değer kazanmış olan Batı müziğinin yanı sıra ondan çok daha basit ve monoton bir çerçeve içinde görünen Türk musikisinin nasıl olur da musiki tarihine başlangıç teşkil edecek kadar eski bir mazisi bulunabilir?

Fakat işin gerçeği hiç de zannedildiği gibi değildir. Musiki tarihini karıştıranlar, dünya müzik tarihinin ilk ciddi ve büyük eserlerini Türklerin yaratmış olduğunu hemen göreceklerdir. 

Biz bu yazımızla bundan dört bin yıl önceye dönecek dünya medeniyetinin yaratıcısı olan Sümer Türklerinin musikilerinden bahsedecek ve iki eser üzerinde yapacağımız bir karşılaştırma ile çok enteresan bir noktaya temas edeceğiz.

M.Ö. 3600 yıllarında Mezopotamya’da yerleşen Sümer Türleri büyük bir medeniyet yarattılar. Yazı, mektup, zarf, posta, mahkeme, noter teşkilatı, kanun ve hukuk, arşiv dairesi, kitap ve kütüphane, matematik, hekimlik, geometri, astronomi, mektep, şiir, edebiyat, coğrafya ve harita, resim, mimari, felsefe, tarih, takvim, demokrasi, laiklik, devlet teşkilâtı, aile hayatı, ticaret ve ziraat, kuyumculuk vs. gibi bugün sahip bulunduğumuz maddi ve manevi bütün servetler bize Sümerlilerin yadigârıdır.

Medeniyette bu kadar ileri gitmiş bir milletin elbetteki bu azamete yakışır bir musikisi olması icabeder. 

Sümer musikisi hakkında ilk derli toplu bilgiyi veren Francis W. Galpin olmuştur. 1937 yılında Londra’da yayınladığı “The music of the Sumerians” (Sümer Musikisi) isimli eseriyle uzun asırlar mahiyeti meçhul bulunan Sümer musikisi, bütün özellikleriyle göz önüne serilmiştir. Nitekim bizim de faydalandığımız tek mehaz bu eserdir. 

Yalnız bizde değil, bütün milletlerin musikilerinde evvelce kullanılmış ve bugün de kullanılmakta olan ne kadar müzik aleti varsa hepsinin ceddini Sümerlilerde buluyoruz. Hatta pek çoğunun isimleri bile gerek bizde ve gerekse diğer milletlerin dillerinde aşağı yukarı aynen yaşamaktadır. 

Bugün, müzik aletlerinin anonim isimlerini biraz da bu ana kaynağa bağlamak mümkündür. 

Ney, tanbur, ud, flüt, kaval, gayda, lir, kanun, santur, çeng, davul, def ilh. gibi sazlar bugüne gelinceye kadar şekillerinde ufak tefek değişikliklere uğramakla beraber isimlerini hemen aynen muhafaza etmişlerdi. Mesela ney’in Sümer dilindeki ismi “Nai” Tanbur’un “Dün-ba-ir”, santur’un “Pan-tur”, kaval’ın “Ka-gı”, def’in “Düp” çeng’in “Can-gal”dır. 

Görülüyor ki, bu kelimeler etimolojik yönden pek ehemmiyetsiz bir değişikliğe uğramış olup asıllarını aynen muhafaza etmektedirler.


Avni, A. R. (1962, Haziran 15). Musiki / 4000 yıllık bir eser ve bestekâr Itrî. Yeni Asır, s. 5. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç sonsuz teşekkürler…

Hakan Cevher tarafından yayımlandı

Musicologist

Yorum bırakın