Üstad Münir Nureddin Selçuk’a göre Günümüzde Türk Musikisi


Ali Rıza Avni


Yıl 1956. Konser mevsimine girilmiş. İstanbul Belediye Konservatuarı İcra Heyeti, Münir Nureddin Selçuk idaresinde “Nihavend-i Kebîr” faslını verdikten sonra, bu topluluk ve verilen konserler hakkında kendisiyle o zaman yaptığım konuşmayı aynen alıyorum: 

– “İki yıl evvel Konservatuar İcra Heyeti’ne girişiniz ve o yılki çalışmalardan bahseder misiniz?”

– “Konservatuar İcra Heyeti’ne girişim, topluluğun huzursuzluk içinde bulunduğu bir devreye rastlar. Bu vazifeye başlamaya karar verdiğim an, toplulukta hiç kimsenin mutazarrır olmamasını düşünüyordum. İki yıldan beri İcra Heyeti’nin tertipli ve muntazam olarak verdiği konserler ve halkımızdan gördüğü alâka ve rağbet bizi teşvik edici mahiyette olup, çalışmalarımızın sıhhatli bir şekilde devam ettiğini gösterir. 

– “Konservatuar İcra Heyeti’nin konserlerini kim hazırlıyor? Konserler hakkında kararlar nasıl verilir ve Konservatuar Tasnif Heyeti’nin vazifeleri nelerdir?”

– “İcra Heyeti’nin konserlerini hazırlamak ve programı tertip etmek benim selâhiyetim dahilindedir. Topluluğun ve solistlerin okuyacakları eserlerin tarafımdan tensibinden sonra üç kişilik san’at kurulumuzun tasdikinden geçerek mer’iyete girer. Tasnif Heyeti ise beş kişiden mürekkeptir. Bu heyetin vazifesi konservatuar için muhtelif menbalardan eser derleyip bunları en sıhhatli şekilde tesbit ederek İcra Heyeti için hazırlamak ve konservatuar repertuarını genişletmektir. Biz, İcra Heyeti için onların hazırladıkları eserlerden almakla beraber, gerek söz gerek musiki bakımından kıymet taşıyan bazı yeni eserleri de bir tenevvü hasıl etmesi için programlara dahil ederiz.”

– “Mevsimin ilk konseri olan “Nihavend-i Kebîr Faslı ve icra tarzınız hakkında kanaatiniz nedir?”

– “Bu fasılda okunan eserlerde klâsik üslûba riayet edildiği gibi bazı eserler üzerinde bestekârın nağme ile ifade etmek istediği ileri seziş, his ve duyguları ve yeni buluşları dahi, heyetimizin o ifadeye uyar tarz-ı icrası ile tebarüz ettirilmiştir ki, dinleyicilerin takdir tezahürâtı kanaatimizin sıhhatini ifade etmektedir.”

– “Gerek geçen mevsim yapılan ve gerek bu ilk konser hakkında yazılan yazılar için ne düşünüyorsunuz?”

– “Temas ettiğiniz bu konuyu cevaplandırmak için tenkit ne sebeple yapılır ve kimler yapmalıdır? Bunu cevaplandırmam lâzım. İlmî tenkid diye vasıflandırabileceğimiz bir yazı yazacak kimsenin, önce, musikimizi hakiki bir musikişinas gibi ameli ve nazari olarak bilmesi, Türk musikisi edebiyatını iyice tetkik etmiş olması ve eserler üzerinde geniş malûmat ve tetebbuatı icabeder ki, bir eser ve onun icrası hakkında bir fikir dermeyan edebilsin. Meselâ: 

Sazkâr makamında ve Zincir usûlünde bestelenmiş bir eserin tenkidini yaparken evvelâ bestekârın bu eser üzerindeki duyuşunu anlamakla beraber, o Zincir bestenin içinde terennüm kısmı ile başlayan “Devr-i Kebîr” usûlünün, ‘Düm tek teke düm tek’ ile bestelenmiş olan musiki nağmesi, acaba o ifade ve ritme uygun olarak mı icra edilmiş ve idare eden kimse oradaki ifade ve ritmi topluluğa ifade ettirebilmiş midir? Bu eseri tenkid edebilecek bir münekkidin önce bu eseri usûl ve üslûbu ile çok sağlam olarak bilip tanıması lâzımdır ki, bu fikrinde isabetli olsun. Bunun gibi bu konserde icra ettiğimiz gerek kâr, gerek beste ve gerekse ağır semai gibi büyük eserler üzerinde yazı yazacak kimselerin, büyük usûlleri bilmeleri, tanımaları ve bu mühim eserleri konserlerden ve radyolardan bir iki defa dinlemekle değil, ehlinden öğrenmeleri icabeder.  

Sorarım size, konserler hakkında yazı yazanların kaçı bu vasıfları haizdir? Bugün maalesef bazı hakiki musikişinaslarımız bu işlerle uğramamayı tercih ediyorlar. Bu san’at hareketlerini sezen bazı değerli gençlerimiz mevcut ise de yukarıda zikrettiğim evsafa malik olmadıkları için tam faydalı olamıyorlar. Bu gençlerimizin konserlerde aradıkları bazı noktalar var. Meselâ: Musikimizin icrasında Avrupaî bir intizam ve hareket istiyorlar. Bu ihtiyaçları telafiye gayret ettiğimiz ve bu ihtiyaçları duyduğumuz halde uzun zamandan beri musikimizdeki mektepsizlik ve metotsuz çalışma neticesi ve çeşitli tedris tarzı ile yetişmiş ses ve saz elemanlarının birleşmesi ile yapılan bu gibi teşekküllerde bugün için bundan fazları olamıyor. Mektep meselesi hallolur ve çok sayıda aynı cinsten enstrüman çalanlar ve aynı metotla yetişmiş seslerden müteşekkil korolar vücuda geldiği gün, bugün yapılanlardan çok daha mükemmeli olabilir. Musiki yazarlarımızın daha çok bu mektep davasını ele almaları şayan-ı arzu ve temennidir. Üzülerek temas ediyorum, üç seneden beri konservatuarda uğraştığımız halde Türk musikisi âletleri öğretimini koyduramadık.”


Avni, A. R. (1964, Ocak 23). Musiki / Üstad Münir Nureddin Selçuk’a göre Günümüzde Türk Musikisi. Yeni Asır, s. 5. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Hakan Cevher tarafından yayımlandı

Musicologist

Yorum bırakın